
Baştan uyarıyı yapıyorum, sonra niye bana herşeyi anlattın diye kızmayın. İçimi dökücem çünkü, o arada da filmin en can alıcı noktalarını anlatabilirim. İzlemeyenlerin hevesini kaçırabilirim. Dün akşam sinemadan çıktığımdan beri kafamın içinde filim dönüp duruyor. Filmi beğendim beğenmesine de yine de beni rahatsız eden bişiler vardı. Nedeni Alper! Nasıl bir kişilktir Alper karakteri? Ben çok sinir oldum Alper’e. Ne yaşam tarzını sevdim ne de o çok bilmiş, süper özgüvenli karakterini. Adam istediği kadınla istediği gibi birlikte olabilmek için bıraktı Ada’yı.Hiç lafı dolandırmaya gerek yok. İşin özü bu bence. Aslına bakarsanız Ada biliyordu sonlarının böyle olacağını. Ama hani görmek istemezsin bazı sorunları, göz yumar geçiştirirsin ya Ada’da aynen öle yaptı. Halbuki biliyordu Alper’in bu işten sıkılmaya başladığını. Belliydi..Zaten o yüzden Alper ayrılalım dediğinde Ada “Neden hiç şaşırmadım diye düşünüyorum” dedi. Zaten Aper, kendini kasmaya ve vara yoğa sinirlenmeye başlamıştı. Nefes alamaz hale gelmişti. Bana sorarsanız işi fazla büyüttü Alper. İnsan fahişeler gitmek için sevgilisinden vazgeçer mi? Vazgeçiyormuş demekki. İşte bu yüzden sinirim Alper’e. O bakımdan en sevdiğim sahnelerden biri Ada’nın Alperin suratına kahveyi fırlattığı (döktüğü demiyorum resmen fırlattığı) sahne.En nefret ettiğim sahne de (ki bir ton nefret ettiğim sahne var), Ada’nın Alper’e gittiği ilk akşamki sevişme sahneleri. Çok duygudan yoksundu. Ada, Alperi nasıl sevdi, nasıl o gece çıkıp gitmedi anlamadım. Gayet zeki bir kız imajı çiziyordu oysaki. Aslında filimde anlam veremediğim başka sahneler de vardı. Ada, ayrılıklarının ardından neden Bursa’ya Alper’in memleketine gitti, Ada Alper’in Bursa’daki odasındayken, Alper’in annesi niye kapıda ağlıyordu, son sahnede niye Ada ve arkadaşı 80’lerdeymiş gibi giyinmişlerdi ?? Anlamadım...
Bunnlar bir yana bir de Ada ve Alper arasında geçen diyologların sahiciliği hoşuma gitti. Hele Ada’nın o hazır cevap tavrına bayıldım. Hani çoğu filimde, kelimeler itina ile seçilir, kimse kimseyi bozmaz, kendini de bozmaz, hanım kız, beyefendi erkek aralarında uslübuyla konuşur ya, bu filimde öyle değil. Sizin benim gibi Ada ve Alper de gayet hazır cevap ve hayatın içindenler.
Aslına bakarsanız, yazarken farkettim filim amacına ulaşmış kendinden bahsettiriyor ve düşündürtüyor. Bana yabancı gelen, bilmediğim bir insanın dünyasını tanıttı bana. Böyle insanlar böyle ilişkiler de varmış dedirtti. Yeni farketmiş olsam da etkiledi bu filim beni. Galiba ben bu filimden hem nefret ettim hem de sevdim. Nasıl oluyor bu demeyin. Dedim ya kafam karışık, duygularım karışık. Karıştırdı bu filim beni. O kadar Alper’den nefret etsemde yine de üzülüp ağladım son sahnede...
Not: Bu filimle ilgili yazılardan en çok Zülfi Livaneli’nin ve Dilek Önder’in yazını (aslında yazılarını ) sevdim ;) Bence sizde okuyun ;)